Terapide Çocukluğa İnmek, Geçmişin İzleri
Çocukluk deneyimlerimiz, yetişkinlikte kendimizle ve başkalarıyla kurduğumuz ilişkileri anlamlandırmamızda önemli bir rol oynayabilir. Geçmişte öğrendiğimiz ilişki kalıpları, duygularımızı ifade etme biçimimizi ve olaylara verdiğimiz tepkileri etkileyebilir. Peki, terapi sürecinde çocukluğa dönmek ne anlama gelir? Geçmiş yaşantılarımızın bugünkü davranışlarımızla olası bağlantılarını keşfetmek, kendimizi daha iyi anlamamıza nasıl yardımcı olabilir?
Hadi Çocukluğuma İnelim: Geçmiş Yaşantılarımız Bugünümüzü Nasıl Etkiler?
Günümüzde terapiyle ilgili şakalar arasında sıkça karşımıza çıkan “Hadi çocukluğuma inelim” cümlesi, aslında düşündüğümüzden daha gerçek bir noktaya işaret ediyor.
Çocukluk Yaşantımız Bu Kadar Önemli mi?
Yetişkinlik dönemimizde tercihlerimiz, davranışlarımızın, ilişkilerimizde, hedeflerimizin temelleri çocukluk çağında atıldığı için bu kadar önemli bir yere sahiptir. Çocukluğumuzda anne veya babamızla kurduğumuz ilişki modeli ve kalıplarını içselleştiririz. Onların bize nasıl davrandığı, duygularımıza nasıl karşılık verdiği, ihtiyaçlarımızı ne ölçüde karşıladığı, zamanla kendimize ve başkalarına yönelik davranışlarımızın şekillenmesinde rol oynar. Çocuklukta önemli kişilerle kurduğumuz ilişkiler, ilerleyen yıllarda başkalarından ne beklediğimizi, ilişkiler içinde kendimizi nasıl konumlandırdığımızı ve kendimizle ilgili algımızı anlamamız açısından önem taşır.
Psikanalist Otto Kernberg de ebeveynlerle kurulan ilişkilerin benlik algısının oluşumundaki önemine dikkat çeker. Kernberg'in görüşünü aktaran şu alıntı, çocukluk ilişkileriyle kendilik algımız arasındaki bağlantıyı vurgular:
“Çocukların yoğun duygusal deneyimler sırasında ebeveynleriyle ilişkileri üzerinden kendilerini anlamayı öğrenme biçimleri, benlik algılarının temelini oluşturur.”
Geçmiş Yaşantılarımız Bugünkü Davranışlarımızı Nasıl Etkiler?
Örneğin, çocuklukta sevgiyi ve takdiri ancak başarıyla kazanabileceğini öğrenen biri, yetişkinlikte de ilişkilerinde kendini kanıtlama ihtiyacı hissedebilir. Karşısındaki kişinin memnuniyetsizliğini hemen kendi değeriyle ilişkilendirebilir ya da onaylanmadığında sevilmediğini düşünebilir. Duygularının çocuklukta yeterince anlaşılmadığını veya önemsenmediğini hisseden biri ise yetişkinlikte ihtiyaçlarını dile getirmekte zorlanabilir. Üzüldüğünde içine kapanabilir, kırıldığında bunu ifade etmek yerine karşısındaki kişinin kendiliğinden anlamasını bekleyebilir. Bazı durumlarda da anlaşılmayacağını düşündüğü için duygularını paylaşmaktan kaçınabilir. Benzer şekilde, anne ve babasının ilişkilerinde çatışmalara, mesafeye veya tutarsız davranışlara sıkça tanık olan biri, yetişkinlikte yakın ilişkilerinde belirsizliğe karşı daha hassas olabilir.
Bu örneklerde dikkat çeken nokta, geçmiş deneyimlerin yalnızca hatırlanan anılardan ibaret olmamasıdır. Kişi, geçmişte yaşadıklarından edindiği beklentiler doğrultusunda bugünkü olayları yorumlayabilir. Örneğin, karşısındaki kişinin kısa bir mesaj yazmasını ilgisizlik olarak değerlendirebilir veya bir anlaşmazlığı ilişkinin sona ereceğine dair bir işaret olarak algılayabilir. Ancak bu tepkilerin her zaman çocukluktan kaynaklandığını söylemek mümkün değildir. Bugünkü ilişkinin koşulları, kişinin mevcut yaşantıları ve karşı tarafın davranışları da değerlendirilmelidir.
Terapide Çocukluğa Dönmek Ne Anlama Gelir?
Çocukluk deneyimlerinin bugünkü duygu ve davranışlarımızla nasıl bir ilişki içinde olduğu, terapi sürecinde üzerinde durulan konulardan biridir. Sigmund Freud, 1914 tarihli Hatırlama, Tekrarlama ve Üzerinde Çalışma adlı makalesinde, kişinin bazı deneyimleri doğrudan hatırlamak yerine davranışlarında yeniden ortaya koyabileceğini tartışır. Freud’un bu görüşü, geçmiş deneyimlerin bugünkü ilişkilerimizde nasıl kendini gösterebileceğini anlamak açısından önemlidir. Bununla birlikte, her tekrarlayan davranışı geçmişin bir tekrarı olarak değerlendirmek doğru olmaz.
Terapi sürecinde çocukluğa dönmek, yaşanan bütün sorunların nedenini geçmişte aramak anlamına gelmez. Amaç, kişinin bugün yaşadığı duyguları, ilişkilerinde tekrarlayan durumları ve kendisiyle ilgili düşüncelerini daha yakından incelemesidir. Kişi, belirli durumlarda neden benzer tepkiler verdiğini ve bu tepkilerin kendisi için ne ifade ettiğini araştırabilir. Bu sayede kendisini, alışılmış davranışlarını ve ilişkilerindeki tutumlarını daha önce fark etmediği yönleriyle değerlendirebilir.
Elbette çocukluk deneyimleri, yetişkinlikte nasıl davranacağımızı kesin olarak belirlemez. Aynı aile ortamında büyüyen insanlar farklı deneyimler yaşayabilir ve geçmişleriyle farklı biçimlerde ilişki kurabilir. Önemli olan, geçmişi bugünkü sorunların tek nedeni olarak görmek değil, kişinin kendisiyle ve başkalarıyla kurduğu ilişkileri anlamlandırırken geçmiş deneyimlerinin taşıdığı olası etkileri de göz önünde bulundurmaktır. Terapi süreci, kişinin duygu ve davranışlarının ardındaki anlamları keşfetmesine ve kendisini daha iyi anlamasına alan açabilir.
Kaynakça
Corradi, R. B. (2009). The repetition compulsion in psychodynamic psychotherapy. Journal of the American Academy of Psychoanalysis and Dynamic Psychiatry.
Freud, S. (1914). Remembering, repeating and working-through (Further recommendations on the technique of psycho-analysis II). The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud.
Kernberg, O. F. (1972). Early ego integration and object relations. Annals of the New York Academy of Sciences.
Sitemizde bulunan yazılar farkındalık yaratmak amaçlıdır, tıbbi tavsiye içermemektedir. Psikiyatrik tanıların yalnızca psikiyatri hekimleri tarafından koyulabileceğini unutmayınız.