Duygusal Yoksunluk - İstememeyi Öğrendiğimizde
Çocuklukta duygusal ihtiyaçları yeterince karşılanmayan kişiler, zamanla ihtiyaçlarını dile getirmemeyi ve başkalarından bir şey beklememeyi öğrenebilir. Yetişkinlikte bu durum bağımsızlık ya da güçlü olmak gibi görünse de kişinin duygusal ihtiyaçlarının ortadan kalktığı anlamına gelmez. Şema Terapi perspektifinden ele alınan duygusal yoksunluk şeması, kişinin yakınlık, anlaşılma ve destek beklentilerini nasıl şekillendirebilir? Peki, bir ilişkide karşımızdakinin verebildiklerini anlamaya çalışırken kendi ihtiyaçlarımızı göz ardı ediyor olabilir miyiz?
Bazı insanlar ilişkilerinde bir şey eksikmiş gibi hisseder ve bunu kolayca adlandırır. Bazılarıysa herhangi bir eksiklik olduğunu düşünmez; çünkü duygusal ihtiyaçlarının karşılanmasını beklememeye öyle alışmışlardır ki bu durum onlara tamamen olağan gelir. Yakınlık aramamak, destek istememek, kimseye yaslanmamak… Peki bunlar her zaman gerçekten ihtiyaç duymamanın işareti midir?
Çocuğun Elindeki Sınırlı Seçenekler
Bir çocuğun ihtiyaçları beslenme ve bakımla sınırlı değildir. Görülmek, anlaşılmak, duyguları ciddiye alınmak, korunmak ve gerektiğinde birine yaslanabilmek de bu ihtiyaçların arasındadır. Ancak bu ihtiyaçlar her evde aynı ölçüde karşılık bulmaz: Üzüntüsü küçümsenen, korktuğunda teselli yerine güçlü olması beklenen ya da bakım vereni fiziksel olarak orada olsa bile duygusal olarak kendisine uzak kalan çocuklar vardır. Burada belirleyici olan yalnızca yetişkinin ne yaptığı değil, çocuğun bu ilişkiyi nasıl deneyimlediğidir.
Yetişkinlerden farklı olarak çocuk, kendisine iyi gelmeyen bir ilişkiyi değiştirme ya da ondan uzaklaşma imkânına sahip değildir. Bu yüzden ilişkiyi değil, kendisini dönüştürür: Duygularını daha az göstermeyi, beklentilerini küçültmeyi, bir şey istememeyi ya da karşısındakinin ihtiyacını kendi ihtiyacının önüne koymayı öğrenebilir. Bu uyum biçimleri bir dönem onu hayal kırıklığından ve ilişkideki gerilimden korur; fakat zamanla kişiliğinin bir parçası gibi görünmeye başlayabilir. Oysa çoğu, değişmez birer özellik değil, koşullara verilmiş yanıtlardır.
Vazgeçmek, İhtiyacın Bittiği Anlamına Gelmez
Bir ihtiyacın karşılanmayacağını öğrenmek ile o ihtiyacın ortadan kalkması aynı şey değildir. Anlaşılmayı beklememeyi öğrenen çocuk anlaşılma ihtiyacını kaybetmez; üzüntüsünü saklamayı öğrenen çocuğun teselli ihtiyacı yok olmaz. Dışarıdan bağımsız, güçlü ve uyumlu görünen bir insanın içindeki ihtiyaç, görünmediği yerde varlığını sürdürüyor olabilir.
Şema Terapi, erken dönemde yeterince karşılanmamış temel duygusal ihtiyaçların, kendimize ve ilişkilerimize dair kalıcı beklentilerle ilişkili olabileceğini öne sürer. Bu beklentilerden biri duygusal yoksunluk şemasıdır: Kişi, duygusal ihtiyaçlarının başkaları tarafından yeterince karşılanmayacağına dair köklü bir beklenti taşır. Önemsenmek, yakınlık görmek ya da destek bulmak ona erişilmesi güç şeyler gibi gelir — üstelik bu her zaman belirgin bir yalnızlık hissiyle de yaşanmaz.
Karşımızdakini Anlamak, Kendi İhtiyacımızı Silmek Değildir
Bu örüntü yetişkin ilişkilerinde çoğu zaman şöyle görünür: Kişi, karşısındakinin ne istediğini ve ne verebileceğini çok iyi okur; ama kendi beklentilerine aynı dikkati göstermez. Duygusal yakınlık ihtiyacı karşılanmadığında bunu dile getirmek yerine karşı tarafı açıklamaya koyulur: o duygularını göstermeyi bilmeyen biridir, böyle konuları konuşmayı sevmez, sevgisini başka yollarla gösterir. Bu açıklamalar gerçekçi olabilir. Fakat birinin neden veremediğini anlamak, bizim o şeye ihtiyaç duymadığımız anlamına gelmez. Karşımızdakinin kapasitesini anlamaya o kadar çok alan ayırabiliriz ki ortada şu soruya yer kalmaz: Ben bu ilişkinin içinde ne yaşıyorum?
Benzer bir şema farklı davranışlarla da taşınabilir: Kimi, bu beklentiyle uyumlu ilişkilerde kalır ve eksikliği olağan sayar; kimi hayal kırıklığı yaşamamak için yakınlıktan tamamen uzak durur; kimi ise karşılanmama ihtimaline karşı ihtiyaçlarının eksiksiz karşılanmasını talep eder. Davranışlar farklıdır ama altta benzer bir beklenti yatabilir: İhtiyaç duyduğumda aradığım karşılığı bulamayacağım.
Verileni Yeterli Bulmak
Çocukken ilişkiyi sürdürebilmek için ihtiyaçlarını geri plana atmayı öğrenmiş biri, yetişkinlikte de kendisine sunulanın yeterli olup olmadığını sormak yerine, karşısındakinin daha fazlasını verip veremeyeceğine odaklanabilir. Oysa burada birbirinden ayrılması gereken iki değerlendirme vardır: Birincisi, karşımızdaki kişinin kim olduğunu ve neler yapabildiğini görmek; ikincisi, bu gerçekliğin bizim için ne anlama geldiğini tartmak. Bir insanın yakınlık kurma kapasitesi sınırlı olabilir — bunu kabul etmek, o ilişkinin ihtiyaçlarımızı karşılayıp karşılamadığını sorgulamamıza engel değildir. Çünkü bir ilişkide yalnızca karşımızdakinin ne verebildiği değil, bizim neye ihtiyaç duyduğumuz da önemlidir. Elbette mesele her ihtiyacın her ilişkide eksiksiz karşılanmasını beklemek değildir; ama bir ihtiyacın bazen karşılanamayacağını kabul etmek ile onu sürekli yok saymak aynı şey değildir.
Bugün Hâlâ Geçerli mi?
Değişim, yalnızca geçmişte ne yaşandığını anlamakla sınırlı değildir. Kişinin bugün hangi durumlarda eski beklentilerinin devreye girdiğini fark etmesi, ihtiyacını zihinsel olarak kabul etmenin ötesinde onu duygusal olarak tanıyabilmesi ve zamanla farklı ilişkisel deneyimlere alan açabilmesi de sürecin parçalarıdır. Bir zamanlar istememeyi öğrenmek bizi korumuş olabilir; ancak bugün sorabileceğimiz soru şudur: O zaman istememeyi öğrendiğimiz şeylere, bugün hâlâ ihtiyaç duyuyor muyuz? Bir ihtiyacın karşılanmamış olması, onun fazla ya da önemsiz olduğunu göstermez.
Bu yazının özgün ve daha kapsamlı hâli ilk olarak www.ezgigunay.com/duygusal-yoksunluk-semasi adresinde yayımlanmıştır. Klinik Psikolog Ezgi Günay Özkan, yetişkinlerle bireysel psikoterapi görüşmelerini Çanakkale'de yüz yüze ve online olarak sürdürmektedir.
Sitemizde bulunan yazılar farkındalık yaratmak amaçlıdır, tıbbi tavsiye içermemektedir. Psikiyatrik tanıların yalnızca psikiyatri hekimleri tarafından koyulabileceğini unutmayınız.