Cevapsız Sorularla Yaşayabilmek; Belirsizliğin Yarattığı Kaygıyı Anlamak
Belirsizlik, zihnimizin kontrol ihtiyacını artırarak kaygı, huzursuzluk ve sürekli kontrol etme davranışlarına yol açabilir. Bu yazıda, belirsizliğe tahammül etmenin ne anlama geldiğini ve zihnimizin cevap arama döngüsünden nasıl çıkabileceğimizi ele alıyoruz.
Belirsizliğe Tahammül Etmek: Zihnimiz Neden Cevap Arar?
Hepimiz yaşamışızdır: Bizim için önemli birinden beklediğimiz o mesajı, saatlerce hazırlandığımız iş görüşmesinin sonucunu, bir türlü netleştiremediğimiz planları, yıllarca hazırlandığımız üniversite tercih sonuçlarını, heyecanla beklediğimiz bir kararın sonucunu… Ve sonunda içimizi gıdıklayan o koca huzursuzluk hissini.
Ee, ne olacak şimdi?
“Ya kabul edilmezsem, yine işsiz mi kalacağım?”
“Mesajıma hâlâ dönmediğine göre beni artık istemiyor sanırım.”
“Yok, kesin mezuna kaldım.”
“Bu sefer de olmayacak ya, biliyorum.”
“Ne yapsam ne istesem olmuyor zaten.”
Bu cümleler size de tanıdık geliyor değil mi? O içimizi gıdıklayan huzursuzluk, bir an önce bir şeyleri öğrenme ve netleştirme ihtiyacı… Belirsizliğe karşı tahammülümüzle ilişkili olabilir mi?
Sürekli telefonumuzu kontrol eder, zihnimizin en kötü senaryoları yazmasına engel olmaya çalışırken bir yandan da henüz netleşmemiş durumu ne yapıp edip netleştirmeye çalışırız.
Peki ya bazen bizi zorlayan yalnızca yaşadığımız durum değilse?
Ya asıl zorlayıcı olan, zihnimizin belirsizlik karşısında verdiği tepkiyse?
Zihnimiz Belirsizliği Neden Sevmez?
Peki zihnimiz belirsizliği neden bu kadar zorlayıcı bulur? Bunun bir nedeni, beynimizin olası bir tehdidi önceden fark etmeye ve bizi korumaya yönelik çalışan sistemleridir. Tehdidin ne olduğunu tam olarak bilemediğimiz durumlarda bile zihnimiz “Bir şey mi oluyor?” diye alarm vermeye başlayabilir.
Tıpkı gece evde nereden geldiğini bilmediğimiz bir ses duyduğumuzda olduğu gibi… Sesin ne olduğunu henüz bilmiyor olsak da bedenimiz tetikte hale gelir. Çünkü neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmemek, olası bir tehlikeye karşı hazırlıksız olmak anlamına gelebilir.
Günümüzde bu mekanizma çoğu zaman fiziksel bir tehlikeden ziyade bir mesajın cevabı, bir sınav sonucu ya da bir iş görüşmesinin sonucu gibi belirsiz durumlarda da devreye girebilir.
Zihnimiz Boşlukları Neden Doldurur?
İşte tam bu noktada zihnimiz, belirsizliği ortadan kaldırmak için boşlukları doldurmaya başlar. Elimizde yeterli bilgi olmadığında bile zihnimiz bir açıklama üretmek ister. Çünkü “Ne olduğunu bilmiyorum” demek, zihnin kontrol hissini zorlayabilir.
Böyle zamanlarda “Kesin kötü bir şey oldu”, “Beni artık istemiyor”, “Bu iş olmayacak” gibi düşünceler ortaya çıkabilir.
İlginç olan ise zihnin ürettiği bu senaryonun mutlaka olumlu olması gerekmez. Bazen en kötü ihtimali düşünmek bile belirsizlikten daha katlanılabilir gelebilir. Çünkü kötü bir ihtimal de olsa, artık zihnimizde bir “cevap” vardır. Böylece belirsizliğin yarattığı askıda kalma hissi kısa süreliğine azalır.
Ancak burada önemli bir ayrım var: Bir şeyi düşünmek, onun gerçek olduğu anlamına gelmez. Zihin belirsizliği azaltmak için bir senaryo üretmiş olabilir; fakat bu senaryo henüz bir gerçek değil, yalnızca olasılıklardan biridir.
Belirsizliğe tahammül etmek ise zihnin ürettiği ilk açıklamayı kesin bir gerçek olarak kabul etmek yerine, “Şu anda cevabı bilmiyorum ve bunu bilmek zor olsa da buna dayanabilirim.” diyebilmeyi öğrenmeyi içerir.
Belirsizlik uzadıkça zihnimiz de çoğu zaman daha fazla kontrol etmeye çalışır. “Ya öyle olursa?” sorusu peş peşe yeni ihtimaller üretirken, bir yandan da “Hemen bir yanıt bulmalıyım” düşüncesi devreye girer. Böylece zihnimiz olası tüm senaryoları değerlendirmeye, en kötü ihtimali öngörmeye ve belirsizliği mümkün olduğunca hızlı bir şekilde ortadan kaldırmaya çalışır.
Oysa bazen sorun, henüz bir cevabın olmaması değil; zihnimizin cevabı olmadığı halde bir cevap bulmak için kendini zorlamasıdır.
Belirsizliği Kontrol Etmeye Çalıştığımızda Ne Olur?
Hani bilgisayar ekranında bir sayfanın açılmasını bekleriz ama gerekli veri henüz işlenmediği için sayfa bir türlü yüklenmez ya… Biz de sabırsızlanıp sayfayı tekrar tekrar yenileriz. İşlemi hızlandırdığımızı zannederken aslında sistemi yalnızca daha fazla meşgul ediyor olabiliriz.
Belirsizlik karşısında zihnimiz de zaman zaman buna benzer davranır. Beklediğimiz mesaj gelmediğinde telefonu tekrar tekrar kontrol etmek, bir görüşmenin sonucunu öğrenmek için sürekli araştırmak, aynı konuşmayı zihnimizde defalarca değerlendirmek ya da bir başkasından tekrar tekrar güvence istemek, bize belirsizliği ortadan kaldırmaya çalıştığımız hissini verebilir.
Oysa bu davranışların önemli bir kısmı belirsizliği gerçekten ortadan kaldırmaz; yalnızca kısa süreli bir rahatlama sağlar. Telefonu kontrol ettiğimizde mesaj gelmişse rahatlarız, gelmemişse bir kez daha kontrol etme ihtiyacı duyabiliriz. Birinden “Merak etme, kesin öyle değildir” cümlesini duyduğumuzda içimiz geçici olarak rahatlar; ancak bir süre sonra aynı soru yeniden zihnimizde belirir.
Böylece fark etmeden belirsizlik → kaygı → kontrol etme → kısa süreli rahatlama döngüsünün içine girebiliriz.
Buradaki mesele, kontrol etmenin her zaman yanlış olması değil. Elbette bazı durumlarda bilgi almak, kontrol etmek veya bir şeyleri netleştirmek oldukça işlevseldir. Ancak kontrol, belirsizliğe dayanabilmenin önüne geçtiğinde ve kendimizi ancak kontrol ettikten sonra rahatlayabilir hisseder hale geldiğimizde, kaygıyı sürdüren bir davranışa dönüşebilir.
Belki de bazı durumlarda ihtiyacımız olan şey sayfayı bir kez daha yenilemek değil, henüz yüklenmemiş olan cevabı bekleyebilmeyi öğrenmektir.
Belirsizlikle Nasıl Yaşarız?
Peki bütün bunların sonunda ne yapabiliriz?
Belirsizliğe tahammül etmek, belirsizlikten hoşlanmayı ya da kaygı hissetmemeyi öğrenmek anlamına gelmez. Bazen zihnimiz cevap aramaya devam edecek, bedenimiz huzursuzlanacak ve içimizden bir an önce bir şeyleri netleştirmek gelecek. Asıl mesele, bu duygular ortaya çıktığında hemen harekete geçmek zorunda olmadığımızı fark edebilmektir.
Bazen birkaç dakika boyunca o huzursuzluğun içinde kalmak, telefonu kontrol etmemek, zihnimizde aynı senaryoyu tekrar tekrar çözmeye çalışmamak ve henüz cevabını bilmediğimiz bir sorunun cevapsız kalmasına izin vermek başlı başına önemli bir adımdır.
Çünkü belirsizliğe tahammül etmek, bir anda kazanılan bir özellikten çok, deneyimledikçe gelişen bir beceridir.
Böyle bir anda kendimize şu soruyu sorabiliriz:
“Şu an bu durumu gerçekten çözmem mi gerekiyor, yoksa belirsizliğin yarattığı kaygıyı azaltmak için mi bir şeyler yapmaya çalışıyorum?”
Eğer gerçekten çözülmesi gereken bir problem varsa, elbette harekete geçebiliriz. Ancak henüz yapabileceğimiz bir şey yoksa, bazen yapılabilecek en işlevsel şey “bir şey yapmamak” ve cevabın henüz gelmemiş olmasına izin vermektir.
Çünkü belirsizlik her zaman ortadan kaldırabileceğimiz bir şey değildir. Ancak onun yarattığı huzursuzlukla nasıl ilişki kuracağımızı zamanla öğrenebiliriz.
Belki de mesele, zihnimizdeki bütün soru işaretlerini bir anda yok etmek değil; bazı soruların cevabını henüz bilmeden de hayatımıza devam edebilmektir.
Belirsizlikle baş etmek giderek zorlaşıyor ve kaygınız günlük yaşamınızı etkiliyorsa, bu süreci bir psikoterapist eşliğinde ele alabilirsiniz. Psikoterapide amaç belirsizliği tamamen ortadan kaldırmak değil, cevabını henüz bilmediğimiz sorularla da yaşayabilmeyi öğrenmektir.
Online seanslar hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için profilimde yer alan bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Sitemizde bulunan yazılar farkındalık yaratmak amaçlıdır, tıbbi tavsiye içermemektedir. Psikiyatrik tanıların yalnızca psikiyatri hekimleri tarafından koyulabileceğini unutmayınız.