Yalnızlık

Kimi zaman ihtiyaç duysak da çoğu zaman şikâyet ettiğimiz bir durum yalnızlık. Bazen bir vefasız(!) sevgili eliyle yalnız bırakılırız, bazen büyük bir hata ile yalnızlığa itiliriz, bazen önüne geçemediğimiz gelişmelerle yalnız oluruz, bazen kalabalıklar arasında yalnız hissederiz.

muthis psikoloji yalnizlik3 - Yalnızlık

Hepimiz, bir sebepten yalnızlıkla tanışırız.
Yalnızlık, ortaya çıkış sebebine göre olumlu ya da olumsuz olarak düşünebileceğimiz bir kavramdır.

Bir gönüle girmeyi başaramamış, girdiği gönül evini harab etmiş ya da gönül evi harab olanlarımız için yalnızlık, elbette olumsuz bir durumdur. Bu türden yalnızlıklarımız, fiziken yalnız olduğumuz veya yalnız hissettiğimiz dönemlerimizdir.

“Bilmezler yalnız yaşamayanlar
Nasıl korku verir sessizlik insana
İnsan nasıl konuşur kendisiyle
Bir cana hasret
Bilmezler”
Orhan Veli Kanık

Yalnızlığın, hayatımızdaki hemen her olay ve olgu gibi, ilk bakışta fark edilmeyen ve dikkatli bir bakışla kndini ele veren tarafları vardır. Kadim irfanımızın “uzlet” olarak açıkladığı derinlikte yaşanan yalnızlık kişinin, varlığı her an yeniden anlamlandırarak kendisini yeniden inşa ettiği bir faaliyettir. Böyle bir yalnızlık için ıssızlığa ihtiyacımız yoktur, insanların arasında da yaşayabiliriz.

“Yalnızlıkla barışmadan kemal durağı bulunamaz” (Sait Başer)

Hayatlarımız, birbiri ardınca sıralanmış duraklarla uzayıp giden bir yol gibi. Bu yolda yaşamın çeşitli araçlarıyla birçok duraktan geçiyoruz; umut, hüsran, sevinç, keder, kazanç, kayıp, sevgi, nefret, kavuşma, ayrılık…

Memnun olduğumuz/olmadığımız tüm bu duraklar, aslında bizi “olgunluk” durağına ulaştıracak ara duraklar. Bu ara duraklardan geçerken eksile eksile, tamamlana tamamlana olgun insan haline dönüştüğümüzü görmek durumundayız.

muthis psikoloji yalnizlik5 - Yalnızlık

Hepimizin hayatında kaybettiğimiz an dünyamızın başımıza yıkıldığı fakat bir zaman sonra “İyi ki kaybetmişim!” dediğimiz durumlar olmuştur. Ya da bilakis kazandığımız an sevinçten içimiz içimize sığmazken yine bir süre sonra “Keşke kazanmasaymışım!” dediğimiz durumlar yok mudur?

İşte, kimi zaman eksilerek ve kimi zaman tamamlanarak “olgunlaştığımızın farkında” olursak yaşadıklarımızdan tecrübeler edinir, olgunlaşır, “kemal durağı”na ulaşırız.
Eksilirken, tamamlanırken “Başıma bu da nereden geldi?” diye sürekli şikayet halinde olursak yaşadıklarımız sadece başımızdan geçenler olarak kalır.

Yaşadıklarımızın “tecrübe”ye hatta “hikmet”e dönüşebilmesi için her an faaliyette kalması gereken bir olgumuz var: İbret.

İbret, başımızdan geçenlerden çıkardığımız uyaran, gözümüzü açan derstir. Kadim irfanımızın en önemli öğütlerinden biri “ibret nazarı”nın sürekli açık olmasıdır.
İbret nazarımızın sürekli açık olması da gönlümüzün sürekli bir teyakkuz halinde olabilmesiyle mümkündür. Bunun da karşısındaki en büyük engel, “dışarda” bin bir renk, ses, lezzet içinde “gürül gürül akan” dünyanın hengamesine kapılıp gönlümüzle, içimizle yani kendimizle olan irtibatımızı koparmamızdır.

muthis psikoloji geri0 - Yalnızlık

Gönlümüzün, dolayısıyla ibret nazarımızın işlevini yerine getirebilmesi için fiziksel olarak mümkün değilse de hal olarak kendi kendimizde kalmak ve yalnızlığımızla barışmak şart.

Girdiğimiz o “yalnızlık kozası”nda iç kontrol mekanizmamızı işletirsek, yapıp ettiklerimizi ve başımıza gelenleri ibret süzgecinden geçirirsek kozamızdan kelebek olarak çıkabiliriz. Kozamızın içinde şikayet ve pişmanlık içinde vaktimizi heba edersek kozamız mezarımız olur ve biz kelebeğe dönüşemeyen tırtıllar olarak kalırız.

“Arifin uzleti, nefsinden kalbine hicret etmektir. Kalbinden de içeri, ruhuna girmektir ve nihayet ruhundan sırrına, sırrından Mevla’sına yetmektir. Uzlet, hakikatte hayvani sıfatlardan kurtulmaktır.” (Kenan Rifai Büyükaksoy)

Peki, bu nasıl mümkün olabilir?

Hazret-i Kenan Rifai’nin uzlet/yalnızlık tariflerine baktığımızda fiziksel bir ıssızlık, kimsesizlik yoktur. Kendilerine göre sosyal hayatlarımız, yalnızlığımıza yani gönlümüzü sürekli bir ibret dikkatinde tutmamıza engel teşkil etmez. Zaten sosyal çevremizden koparılmış, arındırılmış bir hayat yaşamak da mümkün değildir. İnsan acizdir, dolayısıyla muhtaçtır.

Yalnızlığımıza barışmamız için öncelikle bedenimizin isteklerinden geçip kalbimize göçmemiz gerekmektedir. Bilindiği üzere insan, hem beden hem ruhtur. Dolayısıyla bedenin de ruhun da istekleri ve ihtiyaçları vardır, karşılanması kaçınılmazdır. Bedeni ihtiyaçlarımızı karşılamaya elbette mecburuz fakat isteklerini minimize edebilirsek kalbimize göçebiliriz.

Kalbimize göçtüğümüzde yolculuğumuz bitmiyor. Kalbine ulaşan kişi, esasen kendisine ulaşmış demektir. İnsan eğer buradan yolculuğuna devam etmezse bencillik hatta narsistlik durağında uğunup kalabilir. Kalbinden yolculuğuna devam edip ruhuna ulaşan insan, ruhunda artık Cenab-ı Hakk’ı bulmuş olur. Çünkü Kur’an- Kerim, Allah’ın insanı yaratınca ona “kendi ruhundan üflediğini” haber vermektedir. Ruhumuz böylece esas itibariyle Cenab-ı Hakk’tan ayrı gayrı bir varlık değil, bizatihi onun bir parçasıdır. Ruhuna ulaşan kişi aslında Rabb’ini bulmuş demektir.

Kadim irfan algımızda Cenab-ı Allah zat-ı ilahisinden insana kendi ruhunu üflediğinde Esma’sından bir fıtrat da vermiş olur. Sabır, merhamet, asabiyet, güzellik, ahlak… Hepimizin yaratılıştan getirdiği özelliklerimiz, Allah’ın isim ve sıfatlarından ileri gelen “hilkatlerimiz”dir. Yaşadığımız hayat da işte bu ilahi cevheri ortaya çıkarmak, Hakk’ın bizdeki sırrını tahakkuk ettirmek çabasıdır, olmalıdır.

Sür-git Cenab-ı Hakk’ın sırrının yürüdüğü ölçüde de biz ilahi cevherimizi yani hilkatimizi yani “kişiliğimizi” ortaya çıkarmış oluruz.

“Kendini bilen, Rabb’ini bilir.” hadis-i şerifini bir de böyle okursak ne kaybederiz?

Sahi, sizce yalnızlık hala “olumsuz” bir durum mu?

 

PAYLAŞ
Önceki İçerikPsikolojik Durumunuzu Gösterecek Basit Bir Test
Sonraki İçerikErgenlerle Daha Etkin İletişim Kurmak İsteyen Ebeveynler Nelere Dikkat Etmeli?
Seval Çöpür
İnönü Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği bölümü mezunu olan sunucu, yüksek lisansını Pamukkale Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nde yapmıştır. 2010 yılında TRT kadrolarına dahil olan Çöpür, 2011 yılında TRT1 Ana Haber’i sunmaya başladı, 2016’ya kadar bu görevine devam etmiş, bir buçuk yıllık aranın ardından yeniden Ana Haber sunmaya başlamıştır. Şu an TRT Haber’de “İnsanlık Hali” programının moderatörlüğünü yürütmektedir. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğretim görevlisi olan Çöpür İstanbul Medya Akademisi’nde spikerlik sunuculuk dersleri vermektedir. Lise yıllarından itibaren tenis oynayan Çöpür; psikoloji, sosyoloji, edebiyat ve felsefe alanlarına ilgi duymaktadır.

Yorum Gönder

Lütfen yorumunuzu giriniz.
İsminizi lütfen buraya giriniz