Sosyal Medya Baskısı ve Çocuk İstismarı

Ekran Resmi 2018 02 27 19.11.20 - Sosyal Medya Baskısı ve Çocuk İstismarı

İnfiale yol açan herhangi bir toplumsal olayda sosyal medya kullanıcılarının “duyarlı” kolektif kimliği, tekil kullanıcıları bu olay hakkında ses çıkarmaya zorlar. Bu doğrudan doğruya bir baskı unsuru oluşturur. Ancak daha da önemlisi dolaylı baskı diyebileceğimiz bir baskıyı tekil sosyal medya kullanıcısının kendi üzerinde hissetmesi ve böylesine bir olayda ses çıkarmaya, global köyün sakinlerine uymaya kendi kendisini razı etmesi veya motive etmesidir. Bunu çok güncel bir örnek üzerinden açımlamak yararlı olacaktır. Tüm Türkiye’de infiale yol açan Adana’da yaşanan çocuk istismarı olayında sosyal medya kullanıcılarının davranışları incelendiğinde bu doğrudan ve dolaylı baskı diyebileceğimiz baskı türlerini çok açık bir şekilde görebiliriz. Öncelikle sosyal medya kullanıcıları kendi aralarında sosyal medyanın protesto şekillerinden biri olan profil karatma eylemini yaydılar. Bunun için birbirlerine direk mesajlar veya yorumlar şeklinde haber verdiler. Olayın gün yüzüne çıktığı o günlerde Facebook ve Twitter profillerini karartma furyası başladı. Sosyal medya kullanıcıları böylesine bir olayda ses çıkarmaları gerektiğini düşündüler ve bu furyaya “uydular”. Aslında böyle yaparak en azından “ses çıkardılar” ve kendilerini sağalttılar. Bu dolaylı baskı mekanizmasını çok açık bir şekilde ortaya koyar. Diğer yandan doğrudan baskı mekanizması diyebileceğimiz baskı şekli de şöyle oldu: Bu furya yayılırken profil karartmayan veya bu olay hakkında herhangi bir yorum yapmayan global köyün diğer sakinlerine neden profil karartmadıkları veya bu konu hakkında yorum yapmadıkları işaret parmakları sallanarak soruldu. Hatta çok ileri gidilen örneklerde bu “sessiz” sosyal medya kullanıcılarının sessiz kalarak aslında bu olayda tecavüzü ve vahşice öldürmeyi meşru gördükleri söylendi ve bu sessiz sosyal medya kullanıcıları ağır ithamlarla suçlandı. Bir müddet sonra karşılıklı suçlamalar o kadar yoğunlaştı ki herkes birbirlerine hakaretler etmeye başladı ve sosyal medyada tam bir özdenetimsizlik hali peyda oldu. Görüldüğü gibi sosyal medya kendi geleneğini (profil karartma gibi), bunun yanında kendi baskı mekanizmalarını oluşturuyor.

Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Yaşanan olaylar sonucunda başlayan paylaşım furyaları, ünlü şahsiyetlerin yaptıkları açıklamalar sonrasında sosyal medya hesaplarına başlatılan yazılıyada takibi bırakma eylemleri sonucunda kullanıcıların geri adım atması ve dahası. Sosyal medya tarafından kabul görmek ve popülerliği sürdürmek, bireyler için elzem bir durum haline gelmiştir. Toplumun bireye karşısomut olarak oluşturduğu baskı, artık sanaldünyada yaşanmaktadır. Üstelik toplum içinde bir baskı ortamına maruz kalmak için kamuya çıkmak gerekmektedir. Oysa artan teknoloji ve yeniliklerle birlikte sosyal medyanın akıllı telefonlar aracılığıyla en mahrem alanımıza kadar girdiğini ve ondan kaçılabilecek bir yerin kalmadığını görüyoruz. Aynı şeyi tam tersinden okumak da mümkündür. Bir başkasına müdahil olabilmek için kamuya çıkmak gerekirken artık yatağınızdan dahi çıkmadan sanal dünyada başkasının hayatına karışmak mümkündür. Bütün bunlar ise sosyal medyayı güçlü kılan unsurlardır. Sanal dünyada başlatılan bir hareket hızla yayılabilmektedir. Bu anlamdakullansın yada kullanmasıntoplumun her kesimi için sosyal medyayı göz ardı etmek söz konusu dahi olmamaktadır.

Castells’in dediği gibi global bir köyde yaşıyoruz. Artık hepimiz cüzdanlarımızdaki kimlik kartlarımızın yanında “avatar”lara da sahibiz. Hepimizin “nickname”leri var. Hepimiz bir şekilde ucundan kıyısından sosyal medyada varız. Peki, sosyal medya baskısından nasıl korunacağız? Bu mümkün mü? Sanal dünya yatak odamıza kadar girmişken, ondan kaçmamız hayalden gerçeğe dönebilir mi? Sanırım bu soruları önce kendimize yönlendirmemiz gerekiyor. Ve aldığımız cevapları samimi gördüğümüzde o zaman kendimize inanabiliriz.

Yazının başında Sosyal Psikoloji’nin iki tanımından bahsetmiştik. Bu tanımlara göre görüşümüzün bu iki tanımı içeren döngüsel bir sürecin izlerini taşıdığını söylemiştik. Aynı şekilde sosyal medyanın baskısından korunmanın da yolunun bu döngüsel sürecin farkında olmamız gerektiğini en başta söyleyelim. Zira bu döngünün farkında olduğumuzda sosyal medya baskısının bizim sosyal medyadaki kendi davranışlarımız dolayısıyla ortaya çıktığını, sonra bu baskının davranışımızı şekillendirdiğini ve şekillenen davranışımızın yine ona katılıp onu yeniden oluşturduğunun farkına varır, davranışlarımızın önemini kavramış oluruz. Öyleyse davranışlarımızın önemi konusunda tutumlarımızın değişmesi gerektiğini kavramalıyız. Davranışlarımız önemli çünkü baskı mekanizmalarını oluşturan en önemli şey yine bizim davranışlarımızdır. Bu ilk bakışta romantik bir reçete gibi görünse de öyle olmadığını söylemek durumundayız. Çünkü totalitarizmin en önemli göstergesi tekil “alkış”ların çokluğudur. Öyleyse totalitarizmin omuzlarımızda hissettiğimiz baskısını hissetmek istemiyorsak “alkışlama”yı kesip, “alkışlama” üzerine tefekkür etmeliyiz. En önemlisi sosyal medyada sivil bir itaatsizlik geliştirmeliyiz. İlk başta söylediğimizi tekrar edelim: Ya onlar yanlış, sen doğru yoldaysan?

 

PAYLAŞ
Önceki İçerikSosyal Medya Baskısı Nedir?
Sonraki İçerikMinimalizm: Daha Azla Yetinmek Daha Çok Akıl Sağlığı Demek
Sümeyye Merve Kaya
Uludağ Üniversitesi Sosyoloji bölümünü bitirdi. Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık sertifikası aldı. Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji bölümünde yüksek lisansa devam etmekte. Göç ve Mülteci Çalışmaları yapmakta ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığında Sosyolog olarak çalışmaktadır.

Yorum Gönder

Lütfen yorumunuzu giriniz.
İsminizi lütfen buraya giriniz