Şimdi Mutlu Musun? Mutluluğu Aradım

Merhaba dostlar,

Birkaç ay önce psikolojiye duyduğum ilgiyle beraber okumaya ve araştırmaya devam ederken çok basit görünen fakat bir o kadar da önemli bir konu aklıma takıldı. ”Mutluluk neydi? Ben mutlu muydum? İnsanlar nasıl mutlu olurdu?”

 Bu soruları araştırmaya başladım. Zaman içinde de cevaplar bir bir önüme dizildi.

Başlamadan önce belirtmek isterim ki yaşadığımız ülkede yüz binlerce  insanın yiyecek ekmeği, barınacak bir evi yok. Bu bilgilerin hepsi yemeğiniz ve eviniz olduğu durumlar için geçerli. Keza zıttında mutluluktan söz etmek dahi çok zor.

Önce küçük bir çocukken yaşadıklarımı incelememe sebep oldu okuduklarım. Okulda ödüller ve cezalar vardı. Diyelim ki bir okuma yarışı yaptık: Ne kadar iyi okumuş olursam olayım birinci kadar iyi değilsem yeterince övgüyü hak etmiyordum. Öğretmen görmediği müddetçe kopya çekebilirdim fakat görürse işte o zaman büyük ihtimalle sınıftan atılırdım. Bu ve benzer durumlar çoğunlukla böyleydi. İyi bir davranış yaptığımda göklere çıkarılıyor, aynı ben kötü bir davranışımla cezayı ve yaramaz sıfatını hak eder duruma geliyordum. Kimdim ben?

Her ne kadar bu durumlar güzel ve disiplinli gibi görünse de araştırmalar ceza-ödül sistemiyle yetişen çocukların mutsuz olduğunu gösteriyor.

Bilinçaltıma bir bakalım:

 1-İyi olma durumu her zaman için başkalarının başarısına bağlıdır.En mükemmel olmazsan yaptığın şeyin bir anlamı yoktur.En iyisi değilsen bu konuda mutlu olmayı haketmezsin>Mükemmelliyetçilik

 2-Yaptığım güzel şeylerin sonucunda çevremden onay almazsam bunlar olmamış sayılır,herkes ne kadar mükemmel bir iş yaptığımı onaylamalı->dışa bağımlılık

 3-Kötü bir şeyi kimsenin görmediği bir yerde yaparsam o şey olmamış sayılır.

4-Beni değerli yapan ben olmam değil yaptıklarım, başarılarım, üstünlüklerimdir.

Bunlarla birlikte anladım ki mutlu olmaya çalıştığım şu  dünyada tasarlanmış bir mutsuzluğun içine doğuyoruz.

Amacım ne yetiştirilme tarzımı ne de okul hayatımı küçümsemek. Aksine onlar olmasa kendi yolumu bulabilecek donanımda olamayacağımı düşünüyorum. Fakat şunu düşünüyorum; her çocuk sadece kendi olduğu için sevilmeyi hak eder. Her çocuğa A kişisinin elinde daha kötüsü olduğu için B kişisinden daha başarılı olduğu için değil tamamen kendi elindekilerle ve kendi benliğinden dolayı değeri olduğu aşılanmalıdır.

Peki ya gerçekten bütün onayları alırsak? Okuma yarışında hep 1. gelen o çocuksak. Yine mi mutlu olamayacağız? diyenler.

 Tabi ki olacaksınız. Böyle insanların mutluluğu her zaman hak ettiklerini düşünmüşümdür.

Fakat bu konuda da şöyle bir handikap var. Yüksek onay ihtiyaçlı bu mutluluklar sürdürülebilir değil. Bu yüzden sürekli güncelleme gerektirecek, size bu uyarıda bulunabilirim.

Ben o en birinci insanlardan olmadığımın çoktan farkındaydım. Ve mutluluk kavramım da yüksek onay ihtiyacı olan mutluluk çeşidindendi. Böyle giderse hiçbir zaman mutlu olamayacaktım. Bu aşamada en büyük hayal kırıklığını kendi zafer tanımımın yanlışlığını anladığımda yaşadım.

İlkin şunu keşfettim insan büyük ve haz dolu mutluluklara da, büyük acılara da bir süre sonra adapte oluyor. Her an mutlu hissetmek imkansız. Hedefimi her an huzurlu olmak üzerine kurdum.

İkinci olarak hayattaki başarı tanımımı değiştirdim ve bu başarıdaki mutluluğu. Bir meslek edinirken genelde nasıl konuşuruz? X mesleğinde Y konumuna gelmek istiyorum. Çünkü; iyi bir ev alacağım, iyi kıyafetler, iyi takılar, iyi arabalar, iyi mallar vs. motivasyonumuz maddi düşüncelerdedir. (En azından benim öyleydi)

Evimden belki ailemden fazla zaman geçireceğim mesleğimde kendimi geçindirebileceğimi biliyordum. Mesleğimin iyi mallar için ödediğim bir bedelden çok ötesi olması için çalışacaktım. İşimde iyi olmak ve zevk almak için. Karar verdim, bunu ne ev ne araba ne para için yapacaktım. Gerekirse ihtiyaçlarımı azaltma yoluna giderdim. Ama bütün günümü bir bedel olarak geçirmeyecektim. Bu beni kesinlikle rahatlatan bir karar oldu.

4,5 milyar nüfuslu bir Dünya’da yaşıyoruz ve toplanıp 90 dakikalık bir film çeksek birimizin bir saniyelik rolu bile yok.

Yarına çıkacağımızın garantisi de yok.

Kendinize iyi davranın. Dışarıdan gelen görüşler de önemlidir fakat her zaman geri planda kalmalıdır. Sadece sizin vücudunuz ve ruhunuz olduğu için değerlisiniz, tasdiğe ihtiyacınız yok. Dünya üzerinde çok küçük olabilirsiniz kaybolmak bazen rahatlatıcıdır, keyfini çıkarın bunun. Fakat şunu da unutmayın ki siz kendi içinizde bir dünyasınız ve bu dünyada söz hakkı size elbette ki gelmiştir gelecektir. Bu anları iyi değerlendirin.

Bu konuda canımız ne isterse onu yapıp çalışmamak, tamamen haz odaklı yaşamak değil bahsettiğim.

Öncelikle zihnimizi, düşüncelerimizi değiştireceğiz. Sonra bakış açımız ve dünyamız değişecek. Önce ruhumuz doyacak, biz ona değer verdikçe o ufak görünen şeylerden ne kadar huzur bulduğunu göreceksin.

On milyar doların da olsa, kendi halinde her ay cüzi bir maaş da alsan soğuk bir havada eve geldiğinde içtiğin çaydan zevk alırsın, küçük bir bebeği gülerken gördüğünde, bir insana yardım ettiğinde mutlu hissedersin kendini.

Şunu unutmayalım,mutluluk gelip geçici bir durum değildir. Mutluluk bir tavır ve bir bakış açısıdır.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…

 

PAYLAŞ
Önceki İçerikDerin Anlamları Olan 12 Pixar Filmi
Sonraki İçerikİnanmasanız da Doğru Olan 12 Hayat Kanunu
Elif Ceren Ak
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirmiştir. Tıp doktoru olarak iş hayatını sürdürmektedir. Kişisel blogunda motivasyon, psikoloji ve kitaplar üzerine yazılar yazmaktadır.

2 YORUMLAR

Yorum Gönder

Lütfen yorumunuzu giriniz.
İsminizi lütfen buraya giriniz