Sevgi, Vicdan ve İnsan

“İnsanda iyiyi kötüyü ayırt eden, iyilikten huzur, kötülükten azap duymasına yol açan, davranışları hakkında âdil bir yargıya iten duygu.” Kubbealtı Lügatı

muthis psikoloji vicdan - Sevgi, Vicdan ve İnsan

Kadim irfanımıza göre “var oluş” sevgi ile başlar ve var olan her şey, sürekliliğini sevgi ile sağlar. Sevgi, “merkez” kavramdır ve diğer kavramlar, sevgiye göre anlamlandırılır. Medeniyetimizde sevgi, madenlerin değerini tayin eden bir çeşit mihenk taşı olarak görülmüştür.

Sevgiden bağımsız düşünemeyeceğimiz duygularımızdan biri de “vicdan”dır. Vicdan dendiğinde aklımıza ilk gelen kavram “acımak” olsa da vicdanı acımak ile açıklamak, bu değerli kavramın tahfif edilmesi olacaktır.

Mesela Kur’an-ı Kerim’de Hazret-i Nuh’un kavminden bahsedilirken onların “vicdanları Hakk’a kapalı kör bir kavim” oldukların ifade eden bir ibare geçer. Ki bu ilahi ikaz göre vicdan kaybının, kişiyi “ibret”ten, “ders almak”tan uzaklaştırarak onları hem Allah’a karşı ve hem de “oluş”taki “hikmet”e karşı “kör” hale getirmektedir. Burada zımni olarak “vicdan”ın doğrudan Cenab-ı Hakk ile irtibat sağlayan bir duygu olduğu kabulü de vardır. Bir diğer ayet-i kerime de Uhud Savaşı’na katılmayan üç kişinin affedilmesinden bahsederken “… yeryüzünün bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmış…” buyurarak geniş ve rahat bir “vicdan”ın, huzurun kaynağı olduğuna işaret eder.

Sevgiden bağımsız olamayan vicdan, her “an”ı karar vermekle geçen hayatımızda kararlarımızı “insan” olarak vermemizi sağlayan duygudur. Vicdanımızla “kişilik” sahibi oluruz çünkü vicdan, bize “insan” olduğumuzu bildirir, unuttuğumuzda ise hatırlatır.
Vicdan, Cenab-ı Hakk ile irtibatımızı sağlar ve sürdürür; ona yaklaşmak yahut ondan uzaklaşmak da yine vicdanımızla olan ilişkimize bağlıdır.

Sevdiğimiz sürece vicdanımızın da devrede olması kaçınılmazdır. Sevdiklerimize gösterdiğimiz geniş müsamahada bu durumun bir yansıması vardır. Sevince özne sadece kendisi için değil, çevresi için de yaşar. Diğergamlık, fedakarlık, cömertlik, paylaşma… gibi birçok olumlu haslet de sevgiyi takip edecek; kişi, vicdanı ve dolayısıyla fark edişi sürekli uyanık bir fert haline gelecektir. Böylece insan, “sevdiğini” şu veya bu sebeple yahut herhangi bir şarta bağlı olarak değil, sadece “o” olduğu için sevecektir. Hırslardan, hesaplardan, beklentilerden… dolayısıyla hayal kırıklığından uzak sevgi ve vicdan sahibi olacaktır.

Bir de aksine bakmaya çalışalım.

Milli irfanımız, vicdanı “Allah korkusu” ile tevil etmiştir. Esasen bu, “korku”dan çok kişinin her an Allah ile bulunduğunu telkin eden bir uyarıdır. “Hatır-ı ilahi”ye dokunacağı tahmin edilen bir davranışın, fiilin önüne geçmek için yapılan bir ikazdır. Bununla birlikte milli tecrübemiz, Allah korkusu olmayanlara karşı dikkatli olmamızı öğütleyen bir bakışa da sahiptir. Allah korkusundan uzaklaşmak ile vicdanın telkinlerinden uzaklaşmak, medeniyetimizde aynı anlamı karşılamaktadır.

Sevgi nasıl vicdanı işletiyorsa öfke de zulmü/psikopatlığı işletir. Eskilerde “zalim” modern zamanlarda “psikopat” olarak adlandırdığımız insanlar, esas itibariyle “vicdan çemberi”ni kırmış, vicdan çerçevesinden taşmış insanlardır.

Vicdanıyla irtibatı kopmuş, vicdanını kaybetmiş insanların her şeyden önce müthiş “bencil” bir dünyaları vardır. O dünyada “nefisleri” dışında hiç kimsenin, hiçbir şeyin yaşam hakkı yoktur. Kendileri dışında kalan tüm unsurlar, onların “hazlarını” ve “isteklerini” tatmin etmek için var edilmiş “tali” “nesneler”dir. Böyleleri üç beş kuruş yahut bir futbol kulübü için herhangi bir rahatsızlık hissetmeden cinayet işleyebilirler.

Çok sevdikleri(!) için “Ya benimsin ya toprağın” kafasıyla sevdiklerini(!) öldürenler de maalesef üçüncü sayfalarda arz-ı endam ediyorlar.

Zalimlik/psikopatlık da, olumlu-olumsuz kavramlarımızın tamamı gibi, sevgiye uzaklığı ya da yakınlığıyla anlam yüklediğimiz kavramlardır. Tarih, sevginin hiç tanınmaması veya yanlış anlaşılması sebebiyle Cengiz, Hitler, Stalin… gibi yüz kızartıcı katliamların özneleriyle doludur. Sevgiden mahrum, son derece sert yaşantıların sonucu olarak insanlığın yaşadığı yıkımlar; vicdanın nasıl bir “sigorta” olduğunu gayet iyi açıklamaktadır.

Varlığı “sevgi” ile anlayıp ifade eden kültürün fertleri, ömürlerini Haçlı Seferleri ve Moğol İstilaları arasında dahi geçirseler vicdanlarıyla aralarındaki bağı asla koparmazlar. Tıpkı;
“Biz kimseye kin tutmayız
Kamu alem birdir bize”
ve
“Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım
Sevelim, sevilelim; bu dünya kimseye kalmaz.”
diyen Hazret-i Yunus’umuz gibi.

“Kardeşlerinizin sıkıntı ve yüklerine iştirak ediniz, kalplerini incitmeyiniz, ayıplarını örtünüz, onlara noksan gözü ile bakmayınız.” Samiha Ayverdi, Mektuplardan Gelen Ses

PAYLAŞ
Önceki İçerikBaşarılı İnsanları Başarısız İnsanlardan Ayıran 14 Önemli Özellik
Sonraki İçerik3 Temel Kaynakla Mutluluk Hormonunu Arttırarak Güne Daha Zinde Başlamak
Seval Çöpür
İnönü Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği bölümü mezunu olan sunucu, yüksek lisansını Pamukkale Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nde yapmıştır. 2010 yılında TRT kadrolarına dahil olan Çöpür, 2011 yılında TRT1 Ana Haber’i sunmaya başladı, 2016’ya kadar bu görevine devam etmiş, bir buçuk yıllık aranın ardından yeniden Ana Haber sunmaya başlamıştır. Şu an TRT Haber’de “İnsanlık Hali” programının moderatörlüğünü yürütmektedir. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğretim görevlisi olan Çöpür İstanbul Medya Akademisi’nde spikerlik sunuculuk dersleri vermektedir. Lise yıllarından itibaren tenis oynayan Çöpür; psikoloji, sosyoloji, edebiyat ve felsefe alanlarına ilgi duymaktadır.

Yorum Gönder

Lütfen yorumunuzu giriniz.
İsminizi lütfen buraya giriniz