İyilik

muthis psikoloji iyilik - İyilik

İyi, kadim Türkçe kelimelerimizden biridir ve “kendisinde bulunması gereken özellikleri taşıyan” anlamına gelir. Kelimenin zıt anlamlısı olan kötü de “iyi”nin aksine “kendisinde bulunması gereken özellikleri taşımayan” anlamındadır.

Bu anlamlandırma açısından baktığımızda “nesneleri” iyi veya kötü olarak nitelendirmek oldukça kolaydır. Herhangi bir nesnel varlık, kendisinden beklenenleri yapabildiği ölçüde iyi ya da kötü olarak değerlendirilebilir. İyi bir elma ağacı, kendisinde bulunması gereken özellikte elma verebildiği nispette kolaylıkla iyi ya da kötü olarak tavsif edilebilir. Bu örneği, günlük hayatımızda karşılaştığımız nesneler, kullandığımız araç-gereçler üzerinden çoğaltabiliriz.

Fakat mesele “insan” olduğunda işimiz bu kadar kolay olmuyor çünkü bilindiği üzere insan, “duyguları” ve “düşünceleri” ile insandır. Duygu ve düşüncelerini, “tecrübe” ile edinen insan için baştanbaşa “iyi” ya da “kötü” tanımlaması yapmak mümkün değildir. Bazı şartlar, sebepler, durumlar altında bir duygu ve düşünce, dolayısıyla davranış bir insan için iyi iken aynı davranış farklı bir insan için kötü olabilir.

İnsanları “iyi” ya da “kötü” olarak vasıflandırırken “izafiyet” gözardı edilmemelidir. Hayat; statik, steril bir laboratuvar alanı değildir. O, kendi akışı içinde şartları, sebepleri, durumları… beraberinde getirir ve her birimiz bu şartlara, sebeplere, durumlara… göre pozisyon alırız, kararlar veririz.

Peki, Türkçemizin “kendisinde bulunması gereken özellikleri taşıyan” diye anlamlandırdığı şekilde “iyi insan olmak” nasıl mümkündür?

Bunun elbette sayılamayacak kadar çok yolu vardır. Mensup olduğumuz medeniyetin iyilik çerçevesi son derece geniştir. Küçük bir örnek: “Mümin kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır.”

Bu arada sadaka; “Karşılık beklenmeden sâdece Allah rızâsı için fakirlere verilen para, mal vb.” anlamına geliyor. Sadaka kelimesinin çoğulu olan sadakat ise yine aynı sözlükte; “Kendisine iyilik edene, lütufta bulunup koruyana minnet ve şükran duyguları ile bağlanma, bu bağlılığa yakışır şekilde davranma, hâinlik ve döneklik etmeme, vefâkarlık gösterme.” olarak açıklanıyor.

Bu iki tanım açısından bakıldığında Zât-ı Celâl’inden “iyilik” gördüğümüz Cenab-ı Hakk’a iyilikle mukabele etmek, “iyi insan” olabilmenin özünü oluşturmaktadır. Elbette Hakk’a iyilik yapmak; yarattıklarına iyi davranmak, müşküllerini çözmek, faydalı olmak… ile mümkündür.
Bu noktada kadim irfanımızın anahtar kavramlarından biri devreye giriyor: Diğergamlık! Diğergam, kendisine verilen imkanları bütün bir varlığın faydasına sunan kişidir. Yunus Emre’mizin aşığı tarif ederken “Sükkeri ayruğa verip kendi ağu içen” kahraman kişidir. Her şart ve sebep altında çevresindekileri (sadece insanları değil, bitki ve hayvanları da) tercih eden karakterdir.

Dünya dillerinde Tanrı için yapılan faaliyetler ibadet, insan için yapılan faaliyetler yardım kavramı ile açıklanırken Türkçe; bu konuda ikili anlamlandırmaya ihtiyaç duymamış, “tapmak” fiilini her iki anlama gelecek şekilde de kullanmıştır. Tapmak fiilinin sözlük anlamlarına baktığımızda söylediklerimiz yerine oturacaktır.

  • Tanrı olarak tanımak, kulluk etmek.
  • mec. Büyük bir aşkla bağlanmak, tutku ile sevmek.
  • Bulmak.

İyiliği çoğaltmak, yaymak, insanları iyiliğe sevk etmek; kendimizle başlar. Biz “iyi” olduğumuzda, yani “kendimizde bulunması gereken özellikleri taşıdığımızda” iletişim halinde olduğumuz insanlar için iyiliği çoğaltmış, yaymış oluruz. Bunun tam aksi, elbette “kötü”lük için de geçerlidir.

Hem iyinin hem kötünün, durgun suya atılan taşların dalgaları gibi, yayılması kaçınılmazdır. Biz, durgun suya iyiliğin taşlarını atalım. Unutmayalım ki “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır. Malın en hayırlısı, Allah yolunda harcanandır. Allah yolunda harcananın da en hayırlısı da insanların en çok ihtiyaç duydukları şeyi karşılayandır.” nebevi ölçüsünün şekillendirdiği bir medeniyete mensubuz. Burada “mal” ile sadece nakdi değeri olan eşyaları anlamamak, somut olmayan değerlerle birlikte düşünmek isabetli olacaktır.

Kenan Rifai Büyükaksoy’un öğüdü gibi: Bâr olma, yâr ol.

PAYLAŞ
Önceki İçerikİyi Bir Ruh Sağlığı İçin Psikologların Danışanlarına Verdikleri En Önemli 8 Tavsiye
Sonraki İçerikİnsan Psikolojisini Merak Eden Herkes Mutlaka Okumalı: Sonuçlarıyla Hepimizi Etkileyen 5 Sosyal Psikoloji Deneyi
Seval Çöpür
İnönü Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği bölümü mezunu olan sunucu, yüksek lisansını Pamukkale Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nde yapmıştır. 2010 yılında TRT kadrolarına dahil olan Çöpür, 2011 yılında TRT1 Ana Haber’i sunmaya başladı, 2016’ya kadar bu görevine devam etmiş, bir buçuk yıllık aranın ardından yeniden Ana Haber sunmaya başlamıştır. Şu an TRT Haber’de “İnsanlık Hali” programının moderatörlüğünü yürütmektedir. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğretim görevlisi olan Çöpür İstanbul Medya Akademisi’nde spikerlik sunuculuk dersleri vermektedir. Lise yıllarından itibaren tenis oynayan Çöpür; psikoloji, sosyoloji, edebiyat ve felsefe alanlarına ilgi duymaktadır.

Yorum Gönder

Lütfen yorumunuzu giriniz.
İsminizi lütfen buraya giriniz