Affet – Uzlaş – İyileş. Neden Uzlaşmayı ve Affetmeyi Öğrenmeliyiz?

Affetmek eylemi, insanin kendi psikolojik dinamiğine attığı bir “reset” olarak görülebilir. Böylelikle yönetilemeyen öfke ve intikam arzusu, bilinçaltında birçok psikolojik rahatsızlığı tetikleyici bir unsur olarak varolmaktansa, keşfedilmiş bir “öze varış” kavramına yaklaşmaya başlayan bir enerji kaynağına dönüşebilir.

shutterstock 630824309 - Affet – Uzlaş – İyileş. Neden Uzlaşmayı ve Affetmeyi Öğrenmeliyiz?

Ruhun işlerliği bu yolla canlanır ve içgüdüsel tepilerimiz özgürleşir. Maalesef kişinin tek başına tam anlamıyla ruhsal yorumların bilincine varması çok zordur. Bu sebeple de zor ve meşakkatli olan bu yola psikoterapinin yardımıyla çıkmak en doğru olandır. 6 adımda “affetmek”:

I. Ilk önce bu soruyu cevaplayınız: “Neyi, ne için değiştirmek istiyorsunuz? Amacınız nedir?”

II. Ruhunuza acıyan izleri bırakan konuları büyükten küçüğe doğru sıralayınız!

III. Affetmek için hazır mısınız? Bu kesinlikle size yapılanı kabullenmek değildir. Yapılanlar nedeniyle yaşadığınız olumsuz duygulardan ve davranışlardan vazgeçmek demektir. Bunu kendiniz için yapıyorsunuz.

IV. Yapılanlar size hayata dair neleri öğretti? Ne için minnettarsınız?

V. Vedalaşma zamanı: Artık acılarınızı toprağa defnedebilirsiniz. (Ritüel olarak yapmak mümkündür: “Mektuplar.”)

VI. Sıçrama zamanı: Artık özgürce hareket edebilirsiniz. Artık sizi durduran, yavaşlatan hatta ilişkilerinizi zorlaştıran duygularınızdan vazgeçiyorsunuz; yani affediyorsunuz.

Ekran Resmi 2018 08 29 15.52.56 - Affet – Uzlaş – İyileş. Neden Uzlaşmayı ve Affetmeyi Öğrenmeliyiz?

Affetmek bize yeni kapılar açar. Öfkemiz hafifler ve pişmanlık duygularımız toz taneleri gibi dağılmaya başlar. Bir anda oluveren irade dışı tepkilerimiz azalır; böylelikle yenilenmeye başlarız. Bu bir olgunlaşma seyahati gibidir. Denetimimizden çıkan enerjimizi özümüze yönlendirebiliriz. Bu konuda hemen hemen herkes bir fikre sahip olduğundan dolayı, ben daha çok bu eylemin fizyolojik etkileşimlerinden bahsetmek istiyorum.

Bazı kişiler kin ve öfkenin kendilerini savaşmak için ayakta tuttuğunu söylerler. Yani onlara göre bu duygular, ruhsal devinim için gereklidir. Halbuki bu görüş sağlıklı bir insan fizyolojisi ve psikolojisi açısından hiç faydalı değildir. Sürekli olarak öfke ve kin duygusunu diri tutmak bedensel ve ruhsal zorlanmalara sebep olur.

Hissedilen bu zorlanmaların adına herkesin bildiği gibi “stres” diyoruz. Stresle beraber ön beyin bölgemizde bulunan ve nöroendokrin eksenlerin düzenlenmesinde rol oynayan “Hipotalamus” artık çeşitli hücre grupları için hiperaktif oyunların oynandığı bir saha haline gelir. Burda HPA ekseninin aktivasyonu güçlü bir şekilde başlar.

Bu demek oluyor ki, artık işin içinde sadece kin ve öfke duygularınız yok, aynı zamanda uyku bozuklukları, azalan iştah, korkular, azalmış libido, kardiyovasküler bozukluklar, kognitif bozukluklar da vardır. Hipotalamus harekete geçti bir kere, durur mu hiç? Siz daha çok stres oldukça o adrenalin, noradrenalin ve kortizol gibi hormonların salınımı icin harekete geçer. Hele ki stresiniz uzun süreliyse, HPA sisteminiz kötü sürprizlerle karsılaşabilir.

Mesele büyüyor! Kronik stres ve kortizol beyne çok büyük zararlar verebiliyorlar. Yükselen kortizol seviyesi nöronların bile azalmasına veya nöron ağlarının değişimine sebep olabiliyor! Düşünün ki, artık kortizolün kök hücrelerde bile işlev bozukluğunu başlatabildiği biliniyor. Tüm bunlara farklı bakış açılarınızla ve seçimlerinizle doğru yön vermek istemez misiniz?

Evet, affederek asla geçmişi değiştiremezsiniz, ama geleceğinizi kesinlikle değiştirmiş olursunuz.

Yorum Gönder

Lütfen yorumunuzu giriniz.
İsminizi lütfen buraya giriniz